LA VIE EN ROSE

“İzlenimyorum- Paris” Genç Sanatçılar Grup Resim Sergisi Galeri Soyut 18 Mayıs - 6 Haziran 2012, Ankara www.galerisoyut.com.tr ve “Paris İzlenimleri” Karma Resim Sergisi Anadolu Üniversitesi GüzelSanatlar Fakültesi 2009, Eskişehir Paris, bir modernite ve turizm metaforu olarak üzerimizde sallanırken 19 yy. resimlerinden farklı bir ele alışla onu sunmak, eskimiş giysileri ve tarihe tanıklığıyla onu baştan resmetmek bir maceradır. Defalarca fırçalardan, “izlenim” hapislerinden geçen bu kenti, meşhur imgelerinden, vitrinlerinden, afişlerinden ayrı olarak ele almak için yeni gözlemleyicisinin süzgeci esastır. Görenin baktığı yer belirleyicidir. Dilimizdeki eski tabirle “Paris’lere gitmek” olarak adlandırılan tam da budur. Birden çok Paris vardır sanki ve mutlaka başka birilerine aittir. Pekiyi nasıl ben’e ait kılınacaktır? İzlenimin gücü bu yüzyılda hala diri midir? “Görme ve görmenin tarihsel inşası, çoğu imgenin artık gerçek olan ve optik olarak algılanabilen bir dünya içinde yerini alan bir gözlemciye atıfta bulunmadıkları türden pratikler ortaya koymaktadır. Dolaşımda olan imgeler artık gözlemciye değil, elektronik, matematiksel verilere atıf yapmaktadırlar. Soyut görsel ve dilsel oğeler küresel çapta buluşur ve tüketilirler. Bu yeni sistemde öznellik nasıl bir arayüz haline gelmektedir?” (*) On dukuzuncu yüzyılda, Empresyonizmin başkenti Paris’ten başlayarak, yeni bir görsel temsil ve algı modeli ortaya çıkmış, Rönesans’tan bu yana süren, merkezi perspektife dayalı normatif görme modeli kırılmıştır. O zamandan beri “modern”den sözedilmektedir. Elveda öykünmeci gerçekçilik! Görme bundan böyle farklı bir şekilde örgütlenecektir. Köklerinden kopartılanların dolaşıma girdiği, meşhur deyişle katı olan herşeyin buharlaştığı bir süreçtir modernleşme. Gözlemci, önceden belirlenmiş olan olanaklar, kurallar ve gelenekler dizisi içinde gören, sınırlamalara yerleşmiş bir kişidir. Gözlemci öznenin varolması bile neredeyse yeni bir şeydir. Tüm sanatların gösteri sanatı olduğu sadece bazılarının bunda daha sinsi davrandığı savı, serginin kendisiyle kanıtlanmış olur. İzleyicisine bağlı olmayan sanat yoktur. Eser yüksek sesle konuşur. “Göstergeler korunurken, malikleri netken, statüye gönderme yaparlar. Ancak ortak dünyaya gönderme yapıldığında göstergelerin rastlantısallığı başlar. “ (*) Rastlantısal göstergelere Eyfel Kulesi’nden daha tipik bir örnek bulunabilir mi bilmiyorum. Bu tarihi şehrin sembolü oluşundan, binanın tarihçesinden, plansızlığından, Parisliler’in onu aslında sevmeyişlerinden ancak inadına şehrin heryerinden görünüşunden hareketle onu bir gösterge başyapıtı olarak ilan edebiliriz. Bugün Paris’i resmetmek isteyen sanatçı için çetin bir arayış ilk basamaktır. Bu noktada en başta sözü geçen gözlemciye ait olmayan veriler devreye girmekte fotoğraf ve yerleşik imgeler öne çıkmaktadır. Şehrin tarihi ve şehrin sanat tarihi arasında kartpostallaşmamış bir imge, “müzelik” olmamış bir kare, yaşanmış bir süreç ilham değerindedir. Bu karmaşık imge ortamında genç sanatçı için asıl olan, efsaneleri yeniden üretmek değil, kendi gözüyle görerek, hem kendinin hem de konusunun olanaklarını, tayin edilmemiş sınırlarını keşiftir. Fotoğraf kullanacaksa kendi elleriyle, gözleriyle çekecek, malzemesini toplayacak, izlenimci atmosferde titreyen havayı burnuyla koklayacak, müzelerde geceleyecek, Seine nehrine düşecek, sokaklarda müziğini arayacak, St. Lazare garında soğuktan buğulanmış tren camlarına resim yapacaktır. “Genç sanatçı” olmanın verdiği özgürlük duygusu içinde, baştan ve bugünün gözüyle resmedilen Paris’i konu alan sergimiz, ustalara gönderme yaparcasına “izlenim” adını taşırken, tedirgin, içe kapanık duruştan dışa doğru taşan bir “izlenme”, “izleniyor olma” duygusuyla da birleşir. Böylece hem izlenen hem de izlenim ve yorum yapan özneler, yeni görme biçimlerinin karşısına çıkarken birleşen yeni aktörler olurlar. Bu sergi için özel bir teşekkür, Halilhan Dostal’a... Dostal’ın sanatta 30. yılını kutladığımız “30 yıl 30 renk” projesi sergisinin bir sonucu olarak, Paris’e gitme olanağını elde eden ekibimizin bir diğer büyük şansı, Mehmet Subaşı’nın ev sahipliğinde Galeri Soyut’ta bu izlenimleri sergileyebilmektir. Derya Ülker * Jonathan Crary, Çev: Elif Daldeniz, Gözlemcinin Teknikleri- On dukuzuncu yüzyılda görme ve modernite üzerine, 2004, Metis Yayınları, İstanbul

Paris

“İzlenimyorum- Paris” Genç Sanatçılar Grup Resim Sergisi Galeri Soyut 
18 Mayıs - 6 Haziran 2012, Ankara 
www.galerisoyut.com.tr

ve


“Paris İzlenimleri” Karma Resim SergisiAnadolu Üniversitesi GüzelSanatlar Fakültesi2009, Eskişehir 

Paris, bir modernite ve turizm metaforu olarak üzerimizde sallanırken 19yy. resimlerinden farklı bir ele alışla onu sunmak, eskimiş giysileri ve tarihetanıklığıyla onu baştan resmetmek bir maceradır. Defalarca fırçalardan,“izlenim” hapislerinden geçen bu kenti, meşhur imgelerinden, vitrinlerinden,afişlerinden ayrı olarak ele almak için yeni gözlemleyicisinin süzgeci esastır.Görenin baktığı yer belirleyicidir.
Dilimizdeki eski tabirle “Paris’lere gitmek” olarak adlandırılan tam dabudur. Birden çok Paris vardır sanki ve mutlaka başka birilerine aittir. Pekiyinasıl ben’e ait kılınacaktır? İzlenimin gücü bu yüzyılda hala diri midir?
“Görme ve görmenin tarihsel inşası, çoğu imgenin artık gerçek olan ve optikolarak algılanabilen bir dünya içinde yerini alan bir gözlemciye atıftabulunmadıkları türden pratikler ortaya koymaktadır. Dolaşımda olan imgelerartık gözlemciye değil, elektronik, matematiksel verilere atıf yapmaktadırlar.Soyut görsel ve dilsel oğeler küresel çapta buluşur ve tüketilirler. Bu yenisistemde öznellik nasıl bir arayüz haline gelmektedir?” (*)
On dukuzuncu yüzyılda, Empresyonizmin başkenti Paris’ten başlayarak, yenibir görsel temsil ve algı modeli ortaya çıkmış, Rönesans’tan bu yana süren,merkezi perspektife dayalı normatif görme modeli kırılmıştır. O zamandan beri“modern”den sözedilmektedir. Elveda öykünmeci gerçekçilik! Görme bundan böyle farklı bir şekildeörgütlenecektir. Köklerinden kopartılanların dolaşıma girdiği, meşhur deyişlekatı olan herşeyin buharlaştığı bir süreçtir modernleşme.
Gözlemci, önceden belirlenmiş olan olanaklar, kurallar ve gelenekler dizisiiçinde gören, sınırlamalara yerleşmiş bir kişidir. Gözlemci öznenin varolmasıbile neredeyse yeni bir şeydir. Tüm sanatların gösteri sanatı olduğu sadecebazılarının bunda daha sinsi davrandığı savı, serginin kendisiyle kanıtlanmışolur. İzleyicisine bağlı olmayan sanat yoktur. Eser yüksek sesle konuşur.
“Göstergeler korunurken, malikleri netken, statüye gönderme yaparlar. Ancakortak dünyaya gönderme yapıldığında göstergelerin rastlantısallığı başlar. “(*)
Rastlantısal göstergelere Eyfel Kulesi’nden daha tipik bir örnekbulunabilir mi bilmiyorum. Bu tarihi şehrin sembolü oluşundan, binanıntarihçesinden, plansızlığından, Parisliler’in onu aslında sevmeyişlerindenancak inadına şehrin heryerinden görünüşunden hareketle onu bir göstergebaşyapıtı olarak ilan edebiliriz.
Bugün Paris’i resmetmek isteyen sanatçı için çetin bir arayış ilkbasamaktır. Bu noktada en başta sözü geçen gözlemciye ait olmayan verilerdevreye girmekte fotoğraf ve yerleşik imgeler öne çıkmaktadır. Şehrin tarihi veşehrin sanat tarihi arasında kartpostallaşmamış bir imge, “müzelik” olmamış birkare, yaşanmış bir süreç ilham değerindedir.
Bu karmaşık imge ortamında genç sanatçı için asıl olan, efsaneleri yenidenüretmek değil, kendi gözüyle görerek, hem kendinin hem de konusununolanaklarını, tayin edilmemiş sınırlarını keşiftir. Fotoğraf kullanacaksa kendielleriyle, gözleriyle çekecek, malzemesini toplayacak, izlenimci atmosferdetitreyen havayı burnuyla koklayacak, müzelerde geceleyecek, Seine nehrinedüşecek, sokaklarda müziğini arayacak, St. Lazare garında soğuktan buğulanmıştren camlarına resim yapacaktır.
“Genç sanatçı” olmanın verdiği özgürlük duygusu içinde, baştan ve bugününgözüyle resmedilen Paris’i konu alan sergimiz, ustalara gönderme yaparcasına “izlenim” adını taşırken, tedirgin, içekapanık duruştan dışa doğru taşan bir “izlenme”, “izleniyor olma” duygusuyla dabirleşir. Böylece hem izlenen hem de izlenim ve yorum yapan özneler, yeni görmebiçimlerinin karşısına çıkarken birleşen yeni aktörler olurlar.
Bu sergi için özel bir teşekkür, Halilhan Dostal’a... Dostal’ın sanatta 30.yılını kutladığımız “30 yıl 30 renk” projesi sergisinin bir sonucu olarak,Paris’e gitme olanağını elde eden ekibimizin bir diğer büyük şansı, MehmetSubaşı’nın ev sahipliğinde Galeri Soyut’ta bu izlenimleri sergileyebilmektir.

Derya Ülker


* Jonathan Crary, Çev: Elif Daldeniz, Gözlemcinin Teknikleri- On dukuzuncuyüzyılda görme ve modernite üzerine, 2004, Metis Yayınları, İstanbul
146x114 cm tuval üzerine akrilik '12
92x73 cm tuval üzerine akrilik '12
92x73 cm tuval üzerine akrilik '12
93x72 cm tuval üzerine akrilik '12

"Yeşil başlı gövel ördek yüzer gider Seine'e karşı" 21x29 cmkağıt üzerine karışık teknik '09
21x29 cmkağıt üzerine karışık teknik '09 
21x29 cm kağıt üzerine suluboya '09
21x29 cm kağıt üzerine suluboya '09
21x29 cm 
kağıt üzerine suluboya '09 http://www.idefix.com/kitap/mesele-kitap-dergisi-sayi-31-kolektif/tanim.asp?sid=GB2YXUULBK4KZFFD0QMW
21x29 cm kağıt üzerine karışık teknik '09
"Çiviler" 21x29 cm kağıt üzerine karışık teknik '09
21x29 cm kağıt üzerine karışık teknik '09
21x29 cm kağıt üzerine karışık teknik '09
21x29 cm
kağıt üzerine karışık teknik '09
21x29 cm
kağıt üzerine suluboya '09
'"Gazze" 29x21 cm kağıt üzerine suluboya '09
Back to Top